On beşinci gün. Yeni yılın hem yeni tam daha değil gibi hissettirdiği iki haftanın her günü üstüne düşündüğüm bir zaman dilimi. Kafamda yazmaya çalışıyorum, bazen konuşmaya. Çokça çözülme dokusu gelip gidiyor. Sanki ellerimle tuttuğum bir nesne kuma toza dönüyor, çözülüp havaya karışıyor. Yıllar yıllardır vardı, artık yok, hükmü yok, yeri yok, zamanı yok, cismi yok, anlamı yok, artık yok. Yok.
Yok kısmı iyi gelmeyen bir Var arkasından yine de sarsıyor, hem de ne. Çünkü arkası boşluk. Ne koysan öyle dolacak ya da sen koyamadan içine ecinniler mi doluşacak? Halbuki o boşluk öyle hafif, öyle taze, öyle heyecanlı ki. Bilmiyorum, bilmiyoruz. Korku, endişe gibi geliyor, hep hüzün hem yıkım çünkü artık Yok. Ardındaki sıçramayı, heyecanı görme cesareti, bunun izni varsa (çünkü bu da bir var yok meselesi) öyle olasılıklar var ki. Var çünkü. Sınırsız sonsuz her şey (her-bir-şey) mümkün. Mümkün Var.
“Bir Varmış Bir YokmuÅŸ” okumaya devam et